MEHMET SUNGUR; HAKKIMDA
Mehmet SUNGUR diyor ki…
Hayatım boyunca farklı kültürlerden çok insan tanıdım. Duygularımın alt üst olduğu, emellerimin dost diye kendini gösterenler tarafından yıkıldığını yaşadım; ama yıkılmadım. Bazen çılgınca gülerek, bazende hüzünle ağlayarak yaşam mücadeleme devam ettim. Dost kelimesini enflasyona üğramadığı zaman tanıdım; ve hala değer kaybedenlerden olmayan bir temel prensiptir hayatımda. Yılların verdiği tecrübe ile şimdiki dostlarımı temkinli seçmeyi öğretti bana hayat. Güvenmek güzel bir duygudur; kontrollu güvenmek ise… daha iyi ve sağlamdır.Kendisini olduğundan başka göstermeye çalışanlardan hoşlanmam, dostluklarına da itiraz ederim.
Anam beni soğuk bir kış günü getirmiş dünyaya.
Buzların damlardan sarktığı bir gün.
Soğuk bir günde, karanlık bir gecede,
Ocak ayında.
Soğuk bir odada,
Petrol lambasının gölgeli ışığında.
Dokunmuştu elini…
Şevkat ile sevgi ile,
Bebeğim diyerek yüzüme.
Koymuştu “burcumu”
Yüreğimin üzerine.
Doktorsuz … ebesiz , ilaçsız…
Belki çaresiz.
Yarı karanlık bir odada
Doğurmuştu beni soğuk bir kış günü,
Devrin „dogmali“ dünyasinda.
Yer yoktu fikirlere.
Yer yoktu düşüncelere.
Nazim’lerin istenmediği
Yarı dikta bir dünyada
İlk makalemi yazdım ellidokuz yılında
Kağit yoktu , defter yoktu
Elma kabuklarına
Ms.
****
Hakkımda kısa bilgi:
Ben Çubuklu köyünde ikamet eden Sunguroğulları Sülalesindenim.
Babamın adı Sait SUNGUR; Annem Karaosmanoğulları Sülalesinden Ahmet Bayraktar ın kızı.
Çocukluk yıllarım hep Kitap okumak özlemiyle geçti; özlemiyle diyorum, çünkü o zamanlar öyle her aklına geldiği yerde ve zamanda kitap satın alamazdık.
Şimdilerde insanlar farklı imkanlara sahip oldular. İstedikleri yerde bir kitap alabiliyorlar ama, maalesef kitap okumak merakı öyle pek fazla olmayan bir toplum olmuşuz.
Kitap okumanın güzel bir hobi olduğuna bu gün dahi kalpten inananlardanım. Eğer bir günüm olur da, kitap okuyamamışsam o günün eksikliğini günlerce hissederim.
Yazmaksa… en az okumak kadar güzel.
İnsanların kendilerini anlatabilmesi, yaşam tecrübelerini paylaşabilmeleri ve gelecek nesillerimize iletebilmeleri, Kültürümüzün devamı için zorunlu olduğuna inananlardanım.
Trabzon’u ilk defa 11 yaşımda gördüm. Babama çok yalvarmıştım benide getir diye, ancak rahmetli Babam Devlet işinde gündüz çalıştığı için, gündüzleri yalnız kalırım diye beni getirmezdi.
Sonunda bir Pazar günü köyden şehre dönmek için Falgoz’a (YEŞİLYALI) doğru yürüyerek yola çıktığında gizlice arkasından onu takıp ederek Falgoza kadar gittim. O dört köşe arabalardan bir tanesi durduğunda Babam ön taraftan binerken bende arka kapıdan arabaya bindim. İçimden yalvarıyordum –inşallah para istemezler benden diye- isterseler gayri ihtiyari Babamı göstrecektim.
Trabzonda meydan camisinin önünde Refah garajı vardı, orada arabadan indik, Babam doğrudan namaza camiye girdi. Ön kapıdan girmişti, orada onu beklemeye başladım. Namaz bitti millet camiden çıktı… ben Babamı bir türlü göremiyordum; korkmaya başlamıştım…ki caminin arkada bir tane daha kapısı olduğunu gördüm.
Sevinmiştim; koşarak arkasına takıldım. Artık kendimi bildirmeliydim; ayaklarımı yere sürterek ses yaptığımda Babam geri döndü ve beni görerek gülmeye başladı. Allah rahmet eylesin, beni utandırmadı. Beni yanına alarak Çömlekçiye Rahmetli Ahmet dayının (Ahmet Semiz, Mollaömeroğulları Sülalesinden) dükkanına gittik.
Bu öykü biraz daha uzundur, ben özetini vermeye çalıştım.
Gelecek nesillerimizin daha mutlu olabilmeleri umuduyla.
Kalın sağlıcakla
UMUTLAR BİZLERE EN SON VEDA EDENLERDİR…!


Güzel bir ani
)) O dört köşe arabada bedava yolculuk etmeyi birde bugün deneyin
))
Yıl 2009 Ağustos ayı,rahmetli babam (Huseyin Sungur) ağır hasta olarak tip fakültesinde yatiyor. Haberi alır almaz gittim. Hava-alanındaki taksiciyi euro ile geçiştirdim. Kalkınma mahallesinde oturuyoruz. Valizleri eve biraktım ve üzerimde Türk parası olmadığını unutarak fakülteye giden ilk dolmuşa bindim. Euro kabul etmedi şoför
)) Hastaneye gelmeden beni indirdi. Siz daha şanslıymışsınız, babanız yanınızda idi…. ben babama gidiyordum
(((
Sevgili kardeşim, Sen talihsiz bir gün yaşamışsın,okuduğumda en az, Senin o gün üzüldüğün kadar üzüldüm. Ağabeyim ile son yillarda görüşemeden “vedalaşmanın” üzgünlüğünü her aklıma geldiğinde ruhumda hissederim. Ancak o insan şoför olmuş ama.. insan olamamış,yazık… Bu yorumuna daha geniş yer vereceğim, Pasaport kontrölündeyim..selam!