Üç hikaye bir arada


alis harikalar diyarında

alis o gün çok neşeliydi.ane ve babasıyla birlikte pikniğe gitmişti. kocaman ağaçların arasına örtülerini sermişlerdi.güzel meyveler,lezetli yemekler yiyorlardı.alis’in canı oyun oynamak istedi.-baba,saklanbaç oynıyalım mı?dedi.babası:-tamam,kızım.hadi,sakla.ben seni bulayım,dedi.alis,koşup kocaman bir çalının arkasına saklandı.küçük bir aralıktan babasının onu aramasını izledi.beklerken uykusunun geldiğini hissetti.alis tam uyuyacaktı ki beyaz bir tavşan gördü.büyük adamlar gibi giyinmiş bir tavşandı bu.saatine bakıp”geç kaldım!geç kaldım!”diyerek koşuyordu.alis çok merak etti.tavşan nereye geç kalmıştı acaba?bunu öğrenmeyi çok istedi.hemen tavşanın peşine takıldı.kocaman bir ağacın gövdesindeki kapıdan tavşanın içeriye girdiğini gördü.alis de tavşanın peşinden içeri girdi.kendini upuzun bir koridorda buldu.çok şaşırdı.koridorda bi sürü kapı vardı.hepsi sımsıkı kapalıydı.sadece minicik bir kapı açıktı.alis eğilip kapıdan baktı.rengarenk ağaçların olduğu bir orman gördü.çok güzeldi.orada olmak istedi.alis kapının yanında küçük bir şişe gördü.içinde rengarenk şekerler vardı.birini aldı.üzerinde”beni ye!”yazıyordu.alis dayanamadı şekeri yedi.birden küçülmeye başladı.küçüldü,küçüldü…o kadar küçüldü ki,o minicik kapıdn girebilecek kadar oldu.”keşke bilmediğim bir şeyi yemeseydim!şuraya bak!minicik oldum,diye düşündü.koşarak kapıdan geçti.alis çok güzel bir ormana geldi.ağaçların rengarenk çiçekleri,kocaman yaprakları vardı.
Gönderen: merve nur sarıdoğan

***

pamuk prenses ve yedi cüceler

bir varmış bir yokmuş.dünyaya şirin bir kız gelmiş.kömür gibi saçları,kiraz rengi kadar dudakları,beyaz tenli,mavi gözlü kız çocuğu dünyaya gelmiş.annesi ve babası babası kızın adına pamuk prenses koymuşlar annesi kısa bir sürede ölmüş.sonra babası başka bir kadınla evlenmiş.ama bu kadın çok kızgın bir kadındı.pamuk prenses hep korkuyomuş.günlerden bir gün pamuk prensesi öldürmeye kalkmış.üvey babaannesi asistanına pamuk prensesi ormana götür öldür demiş.asistanı pamuk prensesine dayanamamış.hayvanın kalbini götürmüş ve pamuk prenses ormanın içinde kaybolmuş gitmiş gitmiş bir ev görmüş.kapıya tık tık diye vurmuş.ve içerde hiç kimse yokmuş.girmiş ve hemen yatak aramaya başlamış.ve yatak bulmuş.yatmış sonra yedi cüceler gelmiş.ve yataklarına gitmişler çünkü çok yorgunlarmış gitmişler bi bakmışlar yatakta pamuk prenses endişelenmişşşş.aaaaaaaaaaa diye bağırmış.yedi cücelerde bağırmışaaaaaaaaaaaaaaa çok korkmuşlar.pamuk prenses
-merak etmeyin ben sizi öldürmem yemek yaparım yerleri silip süpürürüm demiş.
-tamam demiş yedi cüceler…
gün doğmuş yedi cüceler iş başına gitmiş bu arada pamuk prenses yemek yapar yerleri siler süpürür sonra kapı çaldı tık tık tık pamuk prenses kimo dedi.yaşlı bir teyze çıktı ama bu üvey anneydi.zehirli bir elmayı ona yedittirdi pamuk prenses yere düştü.sonra yedi cüceler geldi ve o ölmüştü. sonra beyaz atlı prens pamuk prensesin anlından öptü ve pamuk prenses gözlerini açtı. düğün hazırlıklarına başladılar ve gün doğdu saat:12;yi vurdu düğün başladı.ve pamuk prenses le prens mutlu bir ömür yaşadılar.burdada masa bitti.
Gönderen: irem

***

ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU

Anne Ördek sabırla yumurtalarının kırılmasını bekliyordu. Vakit tamamlanınca ördek yavruları yumurtalarından çıkmaya başladılar. Fakat en son ve en büyük yumurta bir türlü kırılmıyordu. Sonunda yumurtanın beyaz kabuğu çatladı. Diğerlerinden daha gri ve farklı olan ördek yavrusunun küçük kafası göründü. Anne ördek yeni doğan yavruya bakarak ; “Umarım değişir..” dedi şevkatle. Zaman ilerliyordu ama ördek yavrusunun rengi hala griydi. Kümesin bütün hayvanları onunla alay ediyorlar, ona “çirkin ördek yavrusu” diye sesleniyorlardı. Anne Ördek sabırla yumurtalarının kırılmasını bekliyordu. Vakit tamamlanınca ördek yavruları yumurtalarından çıkmaya başladılar. Fakat en son ve en büyük yumurta bir türlü kırılmıyordu. Sonunda yumurtanın beyaz kabuğu çatladı. Diğerlerinden daha gri ve farklı olan ördek yavrusunun küçük kafası göründü. Anne ördek yeni doğan yavruya bakarak ; “Umarım değişir..” dedi şevkatle. Zaman ilerliyordu ama ördek yavrusunun rengi hala griydi. Kümesin bütün hayvanları onunla alay ediyorlar, ona “çirkin ördek yavrusu” diye sesleniyorlardı.
Zavallı yavru o kadar mutsuzduki sonunda uzaklara gitmeye karar verdi. Gün boyunca yürüdü gece olunca ise çok yorulmuştu. Mola verdi. Bir yanda açlık, bir yanda korku…Ama yapabileceği hiç birşey olmadığından derin bir uykuya dalmakta gecikmedi.
Ertesi sabah su sesleriyle gözlerini açtı. Geceyi yaban ördeklerinin çılgınca eğlendiği küçük bir göl kıyısında geçirdiğini anladı. Bu gürültücü arkadaşlarına kendini tanıtmaya hazırlanıyordu. Birden bir tüfek sesi ile irkildi. hiç zaman kaybetmeden ordan uzaklaştı. Çok geçmemişti ki küçük ördek kendini bir çiftlikte buldu. Çiftliğin sahibi yaşlı kadın onu doyurdu. Ateşin yanında uyumasına izin verdi. Fakat yavru ördek bir göl bulabilme umuduyla oradan da uzaklaştı.
Günlerce bir göl bulabilmek için rastgele yoluna devam etti. Sonunda bir göl kıyısına ulaştı. Bu arada yanlız başına yaşamayı öğreniyordu. Bu göl kıyısında yavru ördek gün geçtikçe büyüyordu. Kendisi farkında olmadan görüntüsü değişiyordu. Geçen kuğuları gördükçe onların asil duruşları ve güzel görünüşlerinden dolayı iç çekiyordu.
İlkbaharda bir kuğu sürüsü gölün kıyısına yuva yapmaya geldi. Çirkin ördek yavrusuyla tanışmak için yaklaştılar. Fakat kendisini bu zarif kuşlarla arkadaşlık etmek için çok çirkin ve kaba buluyordu.Birden bire suda aksini gördü. O da ne!…
Kendisini güzel bir kuğuya dönüşmüş olduğunu farketti. Kuğu sürüsüne katıldı ve ömür boyu mutlu oldu.
Zavallı yavru o kadar mutsuzduki sonunda uzaklara gitmeye karar verdi. Gün boyunca yürüdü gece olunca ise çok yorulmuştu. Mola verdi. Bir yanda açlık, bir yanda korku…Ama yapabileceği hiç birşey olmadığından derin bir uykuya dalmakta gecikmedi.
Ertesi sabah su sesleriyle gözlerini açtı. Geceyi yaban ördeklerinin çılgınca eğlendiği küçük bir göl kıyısında geçirdiğini anladı. Bu gürültücü arkadaşlarına kendini tanıtmaya hazırlanıyordu. Birden bir tüfek sesi ile irkildi. hiç zaman kaybetmeden ordan uzaklaştı. Çok geçmemişti ki küçük ördek kendini bir çiftlikte buldu. Çiftliğin sahibi yaşlı kadın onu doyurdu. Ateşin yanında uyumasına izin verdi. Fakat yavru ördek bir göl bulabilme umuduyla oradan da uzaklaştı.
Günlerce bir göl bulabilmek için rastgele yoluna devam etti. Sonunda bir göl kıyısına ulaştı. Bu arada yanlız başına yaşamayı öğreniyordu. Bu göl kıyısında yavru ördek gün geçtikçe büyüyordu. Kendisi farkında olmadan görüntüsü değişiyordu. Geçen kuğuları gördükçe onların asil duruşları ve güzel görünüşlerinden dolayı iç çekiyordu.
İlkbaharda bir kuğu sürüsü gölün kıyısına yuva yapmaya geldi. Çirkin ördek yavrusuyla tanışmak için yaklaştılar. Fakat kendisini bu zarif kuşlarla arkadaşlık etmek için çok çirkin ve kaba buluyordu.Birden bire suda aksini gördü. O da ne!…
Kendisini güzel bir kuğuya dönüşmüş olduğunu farketti. Kuğu sürüsüne katıldı ve ömür boyu mutlu oldu.
Gönderen: AYSE

***

masalsız uyuyamam

Çok uzaklarda, dağların arkasında, yemyeşil ağaçlarla kaplı bir ülke varmış. Ülkenin adı, Mutluluklar Ülkesiymiş. Mutlu Kral?ın birbirinden güzel tam on iki tane kızı varmış.?? İşte benim en sevdiğim masallardan biri. Bu masalı defalarca dinlesem bıkmam. En çok da uyumadan önce masal dinlemeye bayılırım. Ama bütün masalları Melek Teyzem anlatmalı! Dünyada hiç kimse onun kadar güzel masal anlatamaz. Dizine başımı koyarım, o da bir yandan saçlarımı okşar, bir yandan da masalını anlatmaya devam eder. Mutlu Kral?ın birbirinden güzel on iki kızına neler olduğunu tatlı tatlı anlatır. Melek Teyze?min masalları, birbirinden güzeldir. İyi kalpli krallar, güzel prensesler, yakışıklı prensler, her gün kırk kap yemek pişen mutfaklar, sihirli değnekler, periler, konuşan hayvanlar vardır malsallarında. Bir de kötü kalpli devler, kanca burunlu cadılar, yalancı cüceler vardır. Melek Teyzem onları anlatırken, gözleri kocaman açılır. Ben de korkar, iyice sokulurum yumuşacık göğsüne. En çok da, bir dudağı yerde, bir dudağı gökte??Arap Cinden?? korkarım. Ne dilerseniz yapar. Ama olsun ben bu Arap?la karşılaşmayı hiç istemem. Bir keresinde Melek Teyze?me de söyledim. Bana çok güldü: —– Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte Arap olmazsa masal, masal olmaz, dedi. Ben çok kabarık etekli prensesleri ve konuşan kedileri severim. En çok da şu uzun çizmeli olanı. Bir de kırk kat yatağın altındaki bir tek bezelyeden incinen, uyuyamayan prensesi severim. Melek Teyze?min masallarını dinlemeye doyamam. Ama annem geçen gün Melek Teyze?min artık bize gelemeyeceğini, çünkü uzak bir kente taşınmaya karar verdiklerini söyledi. İnanamadım. Hemen Melek Teyze?me telefon ettim: —– Doğru mu Melek Teyze? Lütfen gitme! Ne yaparım sen gidersen? Bilirsin ben masalsız uyuyamam. Ağlamaya başlamıştım. O tatlı sesiyle: ——Dökme inci gibi güzel gözyaşlarını, tatlı kızım, ben gider yine gelirim. Hem masalları sana bırakıyorum, dedi. Sonra gitti Melek Teyze. Onu görmüyorum artık. Ama masalları gitmedi. Hep aklımda. Bazen kendi kendime anlatıyorum, bazen de küçük kız kardeşime anlatıyorum. Daha çok küçük ama ben masal anlatırken hiç ses çıkarmadan dinliyor. Sanki hepsini anlıyor! Ben de aynı Melek Teyze?min yaptığı gibi, sevgiyle saçlarını okşuyorum. Sonra uykuya dalıyor. Anneme de anlattırdım, fakat Melek Teyzeninki gibi asla olmuyor. Ah Melek Teyze ah! Neredesin? kendim kafamdan yazdım umarım beğenirsiniz… —————– Hadi şimdi uyku saati geldi.

ANNENİZE BABANIZA İYİ GECELER DİLEYİN, SONRADA GÜZELCE UYUYUN! iyi geceleeeeer….!!

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 36 other followers