21/02/2012
tarafından Mehmet Sungur
Sayfamızda yayınladığım „ORGAN NAKLİ VE BEYİNSEL ÖLÜM“ hakkındaki yazılara duyarsız kalmayan Konya Numune Hastanesi Yoğun Bakımlar Koordinatörü Sn. Uz.Dr Ayhan ONUR tarafından yapılan çok değerli açıklamaları için çok teşekkür ederim.
Dünya literatüründe rastlanılmayacak açıklık ve dürüstlükle bizleri bilgilendiren Sn. Uz.Dr Ayhan ONUR, dünyada ki bir çok hekimler için bir örnek olmalıdır. Bir kaç lisan eşliğinde yaptığım tüm araştırmalarda, organ nakli ve „beyinsel ölüm“ konusunda „beyinsel ölüm“ teşhisini destekleyen uzmanlardan bu kadar açık bir bilgilendirmeye rastlamadım.
Bu kararın vicdani yükü inanamayacağınız kadar ağırdır. …diyor değerli hekimimiz.
„Beyinsel ölüm“ teşhisinde %12 ye varabilecek yanılma payı olduğunu, bu durumun bir çok hekimlerimizi rahatsız ettiğini söyleyen Sn. Uz.Dr Ayhan ONUR; mevcut teknolojik imkanlarının kullanıldığına dikkat çekerek henüz bu yanılma payının ortadan kaldırılamadığının üzüntüsünü dile getirmektedir.
Bu önemli açıklamaları yayınlamayı bir görev olarak gördüğümden ötürü, (kendisinin iznini alarak) yorumlar platformundan ana sayfaya taşımayı uygun bulmaktayım.
Burada güdülen amac; konuyu daha geniş okuyucu platformuna taşımak ve kamuyu bilgilendirmektir.
Bilgilenen kişi; nasıl karar vereceğinin özgürlüğüne sahiptir ve buna kimsenin de itiraz hakkı olamaz.
Sn. Uz.Dr Ayhan ONUR tarafından kaleme alınan yazının orijinal kalması için, yazıyı genel makale karakterine çevirmeden, kişiye hitap olan karakteriyle vermeye özen gösterdim. Hepimiz için çok önemli olan bu yazının birinci bölümünü altta okumak imkanı bulacaksınız. Ayrıca kendi kişisel düşüncelerinizi yorum panelinde dile getirmek imkanını kullanarak konuya yardımcı olabilirsiniz.
Sn. Uz.Dr Ayhan ONUR’un kaleminden. Bölüm I
Buyurun!
Mehmet Bey
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, beyin ölümü tespit edilen hastaların çocuk doğurmaları mümkün değildir.. Zira bu insanların beklenen kalp durması zamanları yaklaşık olarak 96 saattir. Eğer bu süre içinde sezeryan ile bebek dışarı alınıp yaşatılabilirse ne ala. Ancak bunun dışında uzun süre sonra bir bebeğin beyin ölümü olmuş anneden doğması imkansızdır.
Apne testi meselesine gelince :
İnsan hayatı büyük çoğunluğu beyin sapı denen bölgeden çıkan 12 çift sinir ile devam ettirilir ki, bu sinirler kafa çiftleri olarak bilinir.
Bu sinirlerin belki de en önemli görevi solunumun spontan olarak ve değişen ruhsal – mekanik strese göre devam ettirmektir.
Apne testi ile bu hayati refleks test edilmektedir. Burada hastaların akciğerleri içine jet akımla devamlı olarak %100 oksijen verilerek hasta solunum cihazından ayrılır. 8-10 dakika kadar hasta soluk almadan bu şekilde oksijenize edilir.
Burada hastanın kan oksijen düzeyi asla azalmaz hatta çoğu durumda artar. Ancak solunum işi olmadığı için vücutta biriken karbondiaoksit atılamaz ve birikerek artmaya başlar.
Bu CO2 düzeyindeki artışın hastanın eğer mümkünse solunumunu başlatması beklenir. Çünkü artmış olan CO2 düzeyi bilinen en güçlü solunum uyaranı yani beyin sapı uyaranıdır. Şayet bu test esnasında hastada solunum işi başlar ise teste hemen son verilir.
Test ortalama olarak 10. dakikada ne olursa olsun sonlandırılır ve testin sonunda kan CO2 düzeyi yeniden belirlenir.
Başlangıç ve bitiş arasındaki CO2 farkı ve bu farka rağmen hastanın solunumun başlamamış olması neredeyse kesin olarak beyin kanlanmasının durduğunu gösterir. Ancak asla kesin denilemez.
Çünkü üzerinde tartıştığımız konu kalbi atan bir insanın ölüp ölmediğidir. Emin olun bu kararı vermemek için elimizden geleni yaparız. Bu kararın vicdani yükü inanamayacağınız kadar ağırdır. Bu sebeple emin olmak iteriz. Bu sebeple aşağıda belirteceğim testlerin tamamı bu hastalara yapılır.Bu testlerden birinde bile şüpheli bir durum söz konusu olunca işlemi ve karar alma prosedürünü hemen durdururuz.
Bu muayene ve testler:
1-Hastanın koma durumunu açıklayacak hipotermi, ilaçla zehirlenme elektrolit bozukluğu vs. gibi başka bir patoloji olmadığından kesin olarak emin olunur. Hastanın tansiyonunun komaya yol açmayacak kadar düşük olması bile testten vazgeçmemiz için yeterli olmaktadır.
2-Hastada koma durumu açıkça gösterilmiş olmalıdır. Bu durum tomografi yada MRI ile teyid edilmelidir. Bu durumu gösteremez ve koma durumunu açıklayamazsanız beyin ölüm kararı da alamazsınız.
3-Hastanın hiç bir ağrılı uyarana cevap vermemesi, elleri kolları ve ayaklarının kesin hareketsiz olması, göz bebeklerinde ışık refleksi olmaması, göz küresinin kesin bir hareketsizik halinde olması, nefes borusunun içine bir kataterle dokunulunca bile hastada öksürük refleksi olmaması, çok az olsa bile asla bir solunum hareketi olmaması, kulağa soğuk suyla müdahale edilince göz kürelerinin devinim hareketi yapmaması, hastada hiçbir mimik hareketinin bulunmaması gerekir. Yani hasta total arefleksi denen tam bir koma halinde olması ön şarttır. Öyle ki vücudun hassas yerlerine iğne batırılınca bile hasta tepki vermemelidir.
4-Bu durum tespit edildikten sonra hala şüphe varsa hastaya MR anjıo, convancional serebral anjıo, transcraneal dopler, SPECT tomo, Xenon tomo vs. yapılarak hastanın beyin kanlanmasının kesin olarak durduğunun tespiti gerekir.
Tüm bu testler yaklaşık olarak 4 saatlik bir süreçte tamamlanır. Hepsi son derece sıkı prosedürlere bağlıdır. Sonuçları ve yorumları net olarak belirlidir ve sonuçta şüpheye yer kalmayacak şekilde beyin ölüm kararı; beyin ölümü olduğu tahmin edilen hastaların %88 inde alınabilir.
Kalan %12 vaka ise hakikaten bizleride ciddi olarak düşündürmektedir. Şu anda bulduğumuz yol ise bu %12 vakada eğer çok küçük bir şüphemiz bile varsa, beyin ölüm kararı almaktan vazgeçmektir.
Her ne kadar olaya alışık bile olsanız, böyle bir durumda hata yapmak ihtimali hepimizi korkutur. Bu sebeple biz beyin ölüm kararı aldığımız bir hastada organ alınması ameliyatından 1 saat kadar önce tüm testleri yeniden yaparız.
Nitekim bizim kliniğimizde 2 yıl kadar önce ameliyattan 1 saat önce yapılan son testte şüpheli bir durum tespit edilince Ankaradan gelmiş olan ameliyat ekibi geri gönderilerek işlem durdurulmuştu. Bu duruma gelen ekip ve sağlık bakanlığı ekipleri de dahil kimse ses çıkartıp tepki göstermedi. Çünkü durumu bizim kadar onlarda aynı mantıkla tartıyorlardı.
Mehmet Bey, bizlerin beyin ölüm kararı aldığımız hastaları görme şansınız olsaydı eminim bizleri anlardınız.
Bu hastaları çoğu travma vakaları olup, bazılarının beyinleri inanamayacağınız kadar hasar görmüş ve sıkışmıştır. Öyle ki bazı hastaların kafa içi basınç artışından dolayı beyinleri burunlarından dışarı fışkırır. Emin olun şaka yapmıyorum. Bu hastalar için yaşamdan bahsedilemez. Şimdiye kadar literatürde beyin ölüm kararı alınıp da yaşama dönmüş tek bir hasta bile yoktur. Bu sebeple beyin ölümünün eski adı; -come de pase- yani geri dönüşümsüz koma dır.
Her ne kadar bazı hastaların gelişlerinde beyin ölümü olduğu belli ise de, bizler prosedür olarak 12 saatten önce hiçbir hastaya bu kararı almayız.
Yani eğer beyin ölüm kararı alınmışsa beyin en az 12 saattir kan ve oksijen almamaktadır.
Oysa beyin, oksijensizliğe ve kansızlığa en fazla 5,5 dakika dayanır. Daha sonra geri dönüşümsüz hasarlar başlar. 15 dakikalık oksijensizlik ise beyin açısından hayatla bağdaşmaz. Yani 15 dakikadan fazla beyne kan gitmez ise bu hastalar kesin olarak ölürler. Burada bizim limitimiz ise 15 dakika değil 12 saat üzeridir ki bu da hasta güvenliği açısından konulmuş bir kuraldır. Kayıtlar gereği bu kuralı asla çiğneyemezsiniz.
Belki hekimler uğraşmak istemedikleri için hastalara beyni öldü diyorlar diye düşünülebilir.
Şunu belirteyim ki beyin ölüm kararı alma prosedüründen itibaren organların alınıp nakil ambulansına konması arasında ortalama 18 saatlik bir süreç geçer. Ve yoğun bakımcı hekim bu sürenin önemli bri kısmını hastanın hemen yanında ve sandalye üzerinde geçirir. Beyin ölümlü hastaya bakmak emin olun ki beyin ölümü olmayan hastaya bakmaktan en az 10 kat daha zordur.
Mehmet Bey, beyin ölüm kararı almak da uygulamak da sanıldığı kadar kolay değildir. Bunun vicdani yükünü hep üzerimde hissettim. Lakin inandığım bilim ve tüm veriler beyin ölümünün ölüm olduğunu söylemektedir.
Beyin ölümlü hastaların beyin EEG leri düzdür. Hiçbir beyin dalgası alınamaz. Uyaranlara minimal cevabı bile gösteren BAEP gibi uygulamalarda hiçbir cevap alınamaz. Vücut adeta 4 gün sonra durmak üzere kendi ivmesiyle hareket etmektedir.
Bizler beyin ölümlü hastalardan hoşlanmıyoruz. Bu mesleğimizin sevmediğimiz yanlarından biri.
Ailesine yakınlarının beyninin öldüğünü söylemek bizim için zordur.Bu zorluk içinde kaybedilmiş bir savaşın utancı da vardır. Başarısız olduğumuz için bu beyin ölmüştür. Ama bu başarısızlığı başka bir başarıya döndürmek için hasta yakınlarını organ bağışı talep etmek gibi son derece zor bir görevi de organ nakil koordinatörü arkadaşlarımız yürütürler.
Ailelerden organ bağışı alabilmenin tek yolu, ailenin bize güvenmesi ve hastası için gereken her şeyin yapıldığına , buna rağmen beyin ölümü oluştuğuna inanmasıdır.
Bunu sağlamanın en iyi yolu da hasta için gereken her şeyi gerçekten yapmaktır. Emin olun ki yapıyoruz. Ancak sonlu olan insan hayatı karşısında eninde sonunda yeniliyoruz. Bu durumda halkın güvenini kaybetmek organ bekleyen hastaların sonu olacaktır.
Size aşırı tepki verdiysem bu 45.000 can için duyduğum endişedendir. Sertliğim için yine de özür dilerim. Lakin siz de bizi anlayın. Bizler kaybedilmiş bir savaşın artıklarıyla başka bir savaşa girip kazanmak azminde olan insanlarız.
Umarın derdimizi anlatabilmişimdir
Saygıyla
Dr. Ayhan ONUR
Sn. Uz. Dr. Ayhan Onur beye bu önemli açıklamları için tekrar teşekkür ederim. Konuya duyarlı davrandığı için tebrik ederim, ayrıca müteşekkir olduğumu ifade etmek isterim!
Mehmet Nuri Sungur
Like this:
Be the first to like this post.
Son Yorumlar