SAFAHAT; MEHMET ÂKİF ERSOY’DAN SEÇMELER (bölüm I)


 

Türk edebiyatına verdiği hizmet hiç bir zaman unutulmayacaktır. Zamanının güçlü kalemi Mehmet Akif ERSOY, yaşadığı  ortamı  en güzel bir üslupla mercek altına alabilen büyük üstat, eleştirilerini şiir halinde bizlere emanet etmiştir.

Ayrica Milletimize armağan ettiği İstiklal marşı, varlığımızın  sembolü olarak ebediyete kadar yaşayacak tır. Kendisini şükranla anmak hepimizin görevidir. “Sadece” vefat günlerinde anmak yeterli olmadığını düşünüyorum.

Eserlerinden derlenmiş olan bu yazı serisinin 2 bölüm olarak okuma imkanı bulacaksınız.

Önünde saygı ve şükranla eğilirken, Allah`tan rahmet diliyorum!

Mehmet Sungur

**

SAFAHAT OKUYUCUSUNA

Bana sor sevgili kaari, sana ben söyliyeyim,

Ne hüviyyette şu karşında duran eş’ârım:

Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;

Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım.

Şii’r için “göz yaşı” derler; onu bilmem, yalnız,

Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!

Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyliyemem;

Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!

Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;

Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.1

v

SEYFİ BABA

Geçen akşam eve geldim. Dediler:

— Seyfi Baba

Hastalanmış, yatıyormuş.

— Nesi varmış acaba?

— Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.

— Keşke ben evde olaydım… Esef ettim, vah vah!

Bir fener yok mu, verin… Nerde sopam? Kız çabuk ol…

Gecikirsem kalırım beklemeyin… Zîrâ yol

Hem uzun, hem de bataktır…

— Daha a’lâ, kalınız:

Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.

Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;

Boşanan yağmur iliklerde, çamur ta belde.

Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlıyarak,

“Gel!” diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.

Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,

Boğuyordum müteveffâyı bütün âferine.

Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,

Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!

Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,

Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim!

Çok mu yüzdük, bilemem, toprağı bulduk neyse;

Fenerim başladı etrâfını tektük hisse.

Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun…

Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:

Kâh olur, kör gibi çarpar sıvasız bir duvara;

Kâh olur, mürde şuâ’âtı düşer bir mezara;

Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar;

Kâh bir ma’bed-i fersûdenin üstünden aşar;

Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır;

Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez, sataşır;

Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş, üryan,

Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan

Hânüman yoksulu binlerce sefîlân-ı beşer;

Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler;

Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı;

O kopan râbıtanın, darmadağın, yavruları;

Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler:

Evi sırtında, sokaklarda gezen âileler!

Gece rehzen, sabah olmaz mı bakarsın, sâil!

Serserî, derbeder, âvâre, harâmî, kaatil…

Böyle kaç manzara gördüyse bizim kör kandil

Bana göstermeli bir kerre… Niçin? Belli değil!

Ya o bîçâre de rahmet suyu nûş eyliyerek,

Hatm-i enfâs edivermez mi hemen “cız!” diyerek?

O zaman sâmi’anın, lâmisenin sevkıyle

Yürüyen körlere döndüm, o ne dehşetti hele!

Sopam artık bana hem göz, hem ayak, hem eldi…

Ne yalan söyleyeyim kalbime haşyet geldi.

Hele yâ Rabbi şükür, karşıdan üç tâne fener

Geçiyor… Sapmayarak doğru yürürlerse eğer,

Giderim arkalarından… Yolu buldum zâten.

Yolu buldum, diyorum, gelmiş iken hâlâ ben!

İşte karşımda bizim yâr-i kadîmin yurdu.

Bakalım var mı ışık? Yoksa muhakkak uyudu.

Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip

Sarkıtılmış olacak, bir onu bulsam da çekip

Açıversem… İyi amma kapı zaten aralık…

Gâlibâ bir çıkan olmuş… Neme lâzım, artık,

Girerim ben diyerek kendimi attım içeri,

Ayağımdan çıkarıp lâstiği geçtim ileri.

Sağa döndüm, azıcık gitmeden üç beş basamak

Merdiven geldi ki zorcaydı biraz tırmanmak!

Sola döndüm, odanın eski şayak perdesini,

Aralarken kulağım duydu fakîrin sesini:

— Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evlâdım!

Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.

Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun…

Hele dinlen azıcık, anlaşılan yorgunsun.

Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın…

Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.

Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım,

Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.

Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,

Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne!

O zaman nîm açılıp perde-i zulmet, nâgâh,

Gördü bir sahne-i uryân-ı sefâlet ki nigâh,

Şâir olsam yine tasvîri olur bence muhâl:

O perîşanlığı derpîş edemez çünkü hayâl!

Çekerek dizlerinin üstüne bir eski aba,

Sürünüp mangala yaklaştı bizim Seyfi Baba.

— Ihlamur verdi demin komşu… Bulaydık şunu, bir…

— Sen otur, ben ararım…

— Olsa içerdik, iyidir…

Aha buldum, aramak istemez oğlum, gitme…

Ben de bir karnı geniş cezve geçirdim elime,

Başladım kaynatarak vermeye fincan fincan,

Azıcık geldi bizim ihtiyarın benzine kan.

— Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?

Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın.

— Mehmed Ağa’nın evi akmış. Onu aktarmak için

Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.

Ne işin var kiremitlerde a sersem desene!

İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.

Hadi aktarmıyayım… Kim getirir ekmeğimi?

Oturup kör gibi, nâmerde el açmak iyi mi?

Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası:

Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!

Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iş yapamaz;

Ona ancak yapacak: Beş vakit abdestle namaz.

Hastalandım, bakacak kimseciğim yok; Osman

Gece gündüz koşuyor iş diye, bilmem ne zaman

Eli ekmek tutacak! İşte saat belki de üç2

Görüyorsun daha gelmez… Yalınızlık pek güç.

Ba’zı bir hafta geçer, uğrayan olmaz yanıma;

Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma!

— Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece!

Açılırsın, sanırım, terlemiş olsan iyice.

İhtiyar terleyedursun gömülüp yorganına…

Atarak ben de geniş bir kebe mangal yanına,

Başladım uyku teharrîsine, lâkin ne gezer!

Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer.

Ortalık açmış uyandım. Dedim, artık gideyim,

Önce amma şu fakîr âdemi memnûn edeyim.

Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede;

Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!

O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî:

Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!3

v

BÜLBÜL

—Basri Bey oğlumuza—

Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek

bunalmıştım;

Nihâyet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;

Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdîyi sarmıştı.

Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl…

Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.

Muhîtin hâli “insâniyyet”in timsâlidir, sandım;

Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!

Taşarken haşrolup beynimden artık bin meselsel yâd,

Zalâmın sînesinden fışkıran memdûd bir feryâd,

O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:

Ki vâdîden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.

Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi:

Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûyâ Sûr-i Mahşerdi!

– Eşin var, âşiyânın var, bahârın var, ki beklerdin;

Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?

O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;

Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.

Bugün bir yemyeşil vâdî, yarın bir kıpkızıl gülşen,

Gezersin, hânümânın şen, için şen, kâinatın şen.

Hazansız bir zemîn isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,

Ufuklar, bu’d-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.

Değil bir kayda, sığmazsın –kanatlandın mı– eb’âda;

Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrâra dünyâda.

Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?

Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?

Hayır, mâtem senin hakkın değil… Mâtem benim hakkım:

Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!

Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;

Bugün bir hânümansız serserîyim öz diyârımda!

Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,

Serâpâ Garb’a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

Hayâlimden geçerken şimdi; fikrim hercümerc oldu,

Salâhaddîn-i Eyyûbî’lerin, Fâtih’lerin yurdu.

Ne zillettir ki: Nâkuus inlesin beyninde Osmân’ın;

Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!

Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzî serâb olsun;

O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!

Çökük bir kubbe kalsın ma’bedinden Yıldırım Hân’ın;

Şenâ’atlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan’ın;

Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,

Sürünsün şimdi milyonlarca me’vâsız kalan dindaş!

Yıkılmış hânümanlar yerde işkenceyle kıvransın;

Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın!

Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâ-mahrem…

Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!4

v

BİR GECE

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,

Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!

Lâkin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;

Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!

Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî’î:

Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;

Bir kerre de, ma’mûre-i dünyâ, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

Fevzâ bütün âfâkına sarmıştı zemînin,

Salgındı, bugün Şark’ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,

Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma’sûm,

Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!

Âlemlere, rahmetti, evet, şer’-i mübîni,

Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünyâ neye sâhipse, onun vergisidir hep;

Medyûn ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi.

Medyûndur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet…

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.5

v

ORDUNUN DUASI

Yılmam ölümden, yaradan, askerim;

Orduma, “gâzî” dedi Peygamberim.

Bir dileğim var, ölürüm isterim:

Yurduma tek düşman ayak basmasın.

Âmin! desin hep birden yiğitler,

“Allâhu ekber!” gökten şehidler.

Âmin! Âmin! Allâhu ekber!

Türk eriyiz, silsilemiz kahraman…

Müslümanız. Hakk’a tapan müslüman.

Putları Allah tanıyanlar, aman,

Mescidimin boynuna çan asmasın.

Âmin! desin hep birden yiğitler,

“Allâhu ekber!” gökten şehidler.

Âmin! Âmin! Allâhu ekber!

Millet için etti mi ordum sefer,

Kükremiş arslan kesilir her nefer,

Döktüğü kandan göğe vursun zafer,

Toprağa bir damlası boş akmasın.

Âmin! desin hep birden yiğitler,

“Allâhu ekber!” gökten şehidler.

Âmin! Âmin! Allâhu ekber! Allâhu ekber!

Ey Ulu Peygamberimiz nerdesin?

Dinle minâremde öten gür sesin!

Gel, bana yâr ol ki cihan titresin,

Kimse dönüp süngüme yan bakmasın.

Âmin! desin hep birden yiğitler,

“Allâhu ekber!” gökten şehidler.

Âmin! Âmin! Allâhu ekber! Allâhu ekber!6

v

CENK ŞARKISI

Sebilürreşad cerîde-i İslâmiyesinin

kahraman askerlerimize armağanı

Yurdunu Allah’a bırak, çık yola:

“Cenge!” deyip çek ki vatan kurtula.

Böyle müyesser mi gazâ her kula?

Haydi levend asker, uğurlar ola.

Ey sürüden arkaya kalmış yiğit!

Arkadaşın gitti, yetiş sen de git.

Bak ne diyor, cedd-i şehîdin, işit:

“Durma git evlâdım, uğurlar ola.

“Durma git evlâdım, açıktır yolun…

Cenge sıvansın o bükülmez kolun;

Süngünü tak, ön safa geçmiş bulun.

Uğrun açık olsun, uğurlar ola.

“Yerleri yırtan sel olup taşmalı!

Dağ demeyip, taş demeyip aşmalı!

Sendeki coşkunluğa el şaşmalı!

Haydi git evlâdım, uğurlar ola.

“Yükselerek kuş gibi Balkanlara,

Öyle satır at ki kuduz Bulgar’a:

Bir daha Osmanlı’ya güç sırtara!

Git de gel evlâdım… uğurlar ola.

“Düşmana çiğnetme bu toprakları;

Haydi kılıçtan geçir alçakları!

Leş gibi yatsın kara bayrakları!

Kahraman evlâdım, uğurlar ola.”

* * *

Balkan’ı bildin mi nedir, hemşeri?

Sevgili ecdâdının en son yeri.

Bir sıla isterdin a çoktan beri

Şimdi tamam vakti… uğurlar ola.

Balkan’ın üstünde sızan her pınar

Bir yaradır, durmaz içinden kanar!

Hangi taşın kalbini deşsen: mezar!

Gör ne mübârek yer… uğurlar ola.

Eş hele bir dağları örten karı:

Ot değil onlar, dedenin saçları!

Dinle: şehid sesleridir rüzgârı!

Durma levend asker, uğurlar ola.

Ey vatanın şanlı gazâ mevkibi,

Saldırınız düşmana arslan gibi.

İşte Hudâ yâveriniz, hem Nebi.

Haydi gidin, haydi, uğurlar ola.7

v

Derleyen

Mehmet Sungur

Hakkında Mehmet Sungur
Yaşlılarımız geçmişimiz, Çocuklarımız geleceğimizdir. Her ikisini de ihmal eylemek tamiri zor olan bir suçtur.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 36 other followers